konser
The happiest day of our lives
Nerden başlasam nasıl analtsam bilemiyorum. Sanırım herşey iki ay kadar önce haberi duymamla başladı. Waters geliyordu. İlk önce bir korktuk ailecek, son albümü olan opera tarzındaki Ça İra’dan çalar diye pek de heveslenmedik; arada bir Shine on… çalsa yeterdi gerçi ama sonra Pink Floyd’un par…

Nerden başlasam nasıl analtsam bilemiyorum. Sanırım herşey iki ay kadar önce haberi duymamla başladı. Waters geliyordu. İlk önce bir korktuk ailecek, son albümü olan opera tarzındaki Ça İra’dan çalar diye pek de heveslenmedik; arada bir Shine on… çalsa yeterdi gerçi ama sonra Pink Floyd’un parlak çocuğunun Dark Side of the Moon albümünü baştan sona çalacağını öğrenince soluğu Biletix gişesinde aldık 🙂 Biletler pahalıydı. 100 liraydı, çok özel kişilere ise 310 lira… Aldık insan biletlerinden, geri sayımı başlattık.
Nerden başlasam nasıl analtsam bilemiyorum. Sanırım herşey iki ay kadar önce haberi duymamla başladı. Waters geliyordu. İlk önce bir korktuk ailecek, son albümü olan opera tarzındaki Ça İra’dan çalar diye pek de heveslenmedik; arada bir Shine on… çalsa yeterdi gerçi ama sonra Pink Floyd’un parlak çocuğunun Dark Side of the Moon albümünü baştan sona çalacağını öğrenince soluğu Biletix gişesinde aldık 🙂 Biletler pahalıydı. 100 liraydı, çok özel kişilere ise 310 lira… Aldık insan biletlerinden, geri sayımı başlattık.

“Bilet aldın mı?”, “Bilet kalmış mı?”, “Kim kim gidiyoruz” muhabbetlerinden sonra geldi çattı konser günü… Bir Anadolu çocuğu olarak Kadıköy’den Dentur (o baştaki “den” denyo’nun kısaltması oluyor) motorlarıyla başladı maceramız. O an anladım konserdeki insan modelini; uzun saçlı, siyah tişörtlü, postallı adamlardan oluşmayacağını seyircinin 🙂 Renk renk insan vardı, ihitiyarı veledi; Prens Charles karizmasıyla bira içeni…
Motor yaklaşınca mekan bir küçük göründü gözümüze, pek 15.000 kişi alacak gibi görünmüyordu ama almış, duyduk resmi kaynaklardan. Neyse indik, girdik sıraya, o ara “gorcanabi” diye bir ses geldi arkamdan. Pariah777 adlı güzide kişi beni 200 metreden arkamdan tanımış, kendisini tebrik ediyorum burdan. Ama tanışmamız biraz sancılı geçti. Elini sıktığımda “haaaağıııı” diye bağırdı ki ben olaya anlam vermeye çalışırken elindeki dikişleri gösterdi. Yaralı bereli bir arkadaşımızmış kendileri, öğrenmiş olduk 🙂
Sıra muhabbeti, kaynaşmalar derken konser mekanına girdik. Sağda-solda çift monitör, ortada da tatmin edici bir sahne vardı. Direkman alkol ihtiyacımız için bira mevzuuna girdik, o da kapak oldu. 7.5 lira fıçı bira, içmeden sarhoş etti! Bir bira alıp iki kere sarhoş olmanın güzelliğiyle başladık ortamı keşfetmeye… Bir sürü arkadaşımı gördüm, mutlu oldum. O ortamda olmak, sevdiğim insanlarla olmak çok güzeldi. Sanırım bu kadar arkadaşımla birliklte olduğum ilk konserdi. Metalcisi, rock’çısı ordaydı. Okuldan hocalarımı bile gördüm ki zaten bu bile yeter 🙂
Muhabbet ede ede 2 saati devirdik ve konser başladı. Roger’ım Waters’ım sahneye çıktı. Pink Floyd’un çirkin çocuğunu dünya gözüyle görebildik. The Wall’dan In the Flesh’le başladı konser. Sahnedeki perdede çekiçler, Waters’ın o vokali, etrafıma baktığımda insanların yüzündeki o şakınlık, mutluluk… Konserde olduğumu hissettim gerçekten. Daha sonra “Mother do you think they drop the bomb” dediğinde birkaç seyirciden İran bayrakları havalanmıştı. Hatta birinin üzerinde “Have a Cigar” yazıyordu 🙂 “Mother should I trust the government“ dediğindeyse seyirci tek bir ağızdan cevabını verdi 🙂
Üçüncü şarkı Set the Controls for the Heart of the Sun bizi çok şaşırttı. O kadar eskiye gideceğini düşünmemiştik. Saykodelik Pink Floyd’dan da şarkı dinleyip arkadaşlarla birbirimizi dürtme merasiminden sonra Shine on You Crazy Diamond başladı ki zaten benim film orada koptu. Konser öncesi sahnede gördüğümüz ve dalga geçtiğimiz fıstık yeşili gitarla bir Shine on çaldılar ki ölüyorduk… Gilmour’la adaş Dave Kilminster en az onun kadar duyguluydu.

Ardından Have a Cigar ve Wish You Were Here… Seyirci koptu, Wish you Were Here’ı tek bir ağızdan söyledik. Final Cut’tan The Fletcher Memorial Home ve solo albümlerinden Perfect Sense ile Leaving Beirut çaldı. Fletcher Memorial ve Leaving Beirut’da Bush’a, Blair’a, Saddam’a bir sürü gönderme vardı. 17 yaşındayken Beyrut’a gittiğini ve Türkiye’den geçtiğini söyleyince seyirci iyice coştu zaten ve yine İran bayrakları havalandı. Tabii bu şarkılar sırasındaki video gösterimleri de çok iyiydi. Özellikle çizgi roman sayfalarıyla yapılmış olan seyircinin ilgisini çekti. Sonrasında animals Albümünden Sheep de gelince Waters’ın tokadını yedik 🙂 Zaten 15 dakika ara verdi anca kendimize geldik. Biralarımızı tazeledik, yerimizi aldık ve konserin ikinci yarısına hazırlandık. İşte efsane albüm Dark Side of the Moon geliyordu… Şimdiye kadar 35 milyon yasal kopyası satılan albüm Billboard top 200 listesinde kesintisiz 591 hafta ya da tam 11.4 yıl geçirerek Guiness Rekorlar Kitabı’na girmeye hak kazandı. Top 200 listesinde giriş çıkışları da dahil tam 14 yıl (741 hafta) ve Billboard’un farklı listelerinde akıllara durgunluk verici 26 yıl geçirdi.
Speak to Me/Breathe’de inanamıyorduk artık. Zaten ses düzeni o kadar iyiydi ki ses sanki içimizden geçiyordu. Albümden farkı yoktu hakikaten şarkıların. On the Run, Time derken Money başladı ve bazı kısımlardan öndeki “Çok Özel Kişi”lere tepki de geldi bu şarkıda. Ama seyirci halinen memnundu yine de, herkesin yüzü gülüyordu, bir tek benim önümdeki ihtiyar Pink’çi amca dışında. Deli ettim konser boyunca. Money başladığında “parraaaaa” diye bağırınca bir yan gözle baktı, sonra “bu da metaaaaal” diye bağırdığımdaysa artık kaçmaya başlamıştı 🙂 Ama eğlendik be kardeşim. Etrafımdaki arkadaşları da uydurdum kendime, bir ara hep bir ağızdan “hağıııııı” diye bağırıyorduk 🙂
Neyse, Dark Side devam ediyordu… Us and Them, Any Colour You Like derken selamlar verildi sahne terkedildi. Seyirci yalandan da bis olsa yine “Roger” diye tezahürat tuttu. Geri geldiler. Bomba geliyordu: Anather Brick in the Wall! Tek kelimeyle muhteşemdi. 17 bin kişi (aslında 16.999 kişi. Bir öküz kardeş bağırmadan duruyordu yanımızda) tek ağızdan şarkıyı söyledik. Kelime kelime, hep bir ağızdan söyledik. Şarkı bittiğinde hepimiz Fenerbahçe taraftarı gibi konuşuyorduk. Her an ağzımızdan “löy löy löy” sesleri çıkacak gibiydi. Seslerimiz kısıldı tek şarkıda 🙂
Yine savaş karşıtı şarkılarla devam ettik. The Wall’dan savaş karşıtı Vera ve Bring The Boys Back Home yine seyirciyi coşturdu. Ki son şarkı Comfortable Numb’da ayaklarım en az on santim havadaydı. Gözlerimi açamadım, uçtum… Konserin sınırıydı resmen. Gitarist Dave Kilminster’ın elini öpmek istiyorum. 30 yaşında, 33 yıllık albümdeki şarkı bu kadar güzel çalınırdı…
Ve konser bitti. Waters motorla boğazın sularına açılırken seyirciye bir selam çaktı ve kamerasıyla bizi kaydetti. Arkasında neye uğradığını şaşıran binlerce kişi; ağlayanlar, birbirlerine sarılanlar bıraktı. Ama herkesin aklında tek bir cümle vardı: “The happiest day of our lives”
Aralar hariç net 2.5 saat süren konserin şarkı listesi:
1. bölüm:
In The Flesh
Mother
Set The Controls For The Heart Of The Sun
Shine On You Crazy Diamond
Have A Cigar
Wish You Were Here
The Fletcher Memorial Home
Perfect Sense
Leaving Beirut
Sheep
2. bölüm:
‘The Dark Side Of The Moon’ albümünün tamamı
Bis
The Happiest Days Of Our Lives + Another Brick In The Wall
Vera
Bring The Boys Back Home
Comfortably Numb
Ekip:
Andy Fairweather Low – Gitar
Snowy White – Gitar
Dave Kilminster – Gitar ve vokal
Graham Broad – Davul
Jon Carin – Klavye
Harry Waters – Hammond
Ian Ritchie – Saksafon
Katie Kissoon, PP Arnold ve Carol Kenyon – Geri vokaller
Konserden Notlar:
6 bin metrekarelik konser alanına 36 metre genişliğinde bir sahne kuruldu.
11 bin kilogramı aşan özel ışık düzeni taşıyacak çatı bulunmadığı için özel bir sahne çatısı inşaa edildi.
Sahnede 15 alev makinesi, 6 duman makinesi ve 300’ün üzerinde ufak çaplı ateş efekti yer aldı.
Bilgi ve fotograflar: rogerwatersistanbul.com




konser
Blood Red Shoes İstanbul’da konser verecek
İkonik indie rock ikilisi Blood Red Shoes, 02 Ekim 2025’te %100 Studio sahnesinde unutulmaz bir geceye hazırlanıyor! Laura-Mary Carter ve Steven Ansell’den oluşan bu güçlü ekip, enerjik ve yıkıcı sahne performanslarıyla dinleyicilere tam anlamıyla patlayıcı bir deneyim yaşatacak.


İkonik indie rock ikilisi Blood Red Shoes, 02 Ekim 2025’te %100 Studio sahnesinde unutulmaz bir geceye hazırlanıyor! Laura-Mary Carter ve Steven Ansell’den oluşan bu güçlü ekip, enerjik ve yıkıcı sahne performanslarıyla dinleyicilere tam anlamıyla patlayıcı bir deneyim yaşatacak.
konser
Starsailor İstanbul’da
Efsanevi İngiliz rock grubu Starsailor İstanbul’da!
Efsanevi İngiliz rock grubu Starsailor, 24 Ekim’de %100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde dinleyicileriyle bir araya geliyor! 2000’lerin başından itibaren melankolik melodileri ve içten şarkı sözleriyle geniş bir hayran kitle…


Efsanevi İngiliz rock grubu Starsailor İstanbul’da!
Efsanevi İngiliz rock grubu Starsailor, 24 Ekim’de %100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde dinleyicileriyle bir araya geliyor! 2000’lerin başından itibaren melankolik melodileri ve içten şarkı sözleriyle geniş bir hayran kitlesi edinen grup, yeni albümleri Where The Wild Things Grow ile Türkiye’deki sevenleriyle buluşmaya hazırlanıyor.
konser
Megadeth KüçükÇiftlik Park’ta
+1 İftiharla Sunar: Thrash metal efsanesi Megadeth KüçükÇiftlik Park’ta!
Geçtiğimiz sene ülkemizi ziyaret eden ve biletleri 15 dk içinde tükenen MEGADETH, Türk hayranlarına minnettarlığını göstermek üzere yeniden İstanbul, KüçükÇiftlik Park’ta!
BİLETLER HABERİN DEVAMINDA


+1 İftiharla Sunar: Thrash metal efsanesi Megadeth KüçükÇiftlik Park’ta!
Geçtiğimiz sene ülkemizi ziyaret eden ve biletleri 15 dk içinde tükenen MEGADETH, Türk hayranlarına minnettarlığını göstermek üzere yeniden İstanbul, KüçükÇiftlik Park’ta!
BİLETLER HABERİN DEVAMINDA
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
Entertainment9 yıl agoMod turns ‘Counter-Strike’ into a ‘Tekken’ clone with fighting chickens
Entertainment9 yıl ago10 Artists who retired from music and made a comeback
- biyografi21 yıl ago
Karanlığın Biyografisi: BURZUM
Entertainment9 yıl ago‘Better Call Saul’ has been renewed for a fourth season
- biyografi20 yıl ago
Ölü Gelinim: MY DYING BRIDE




ImpLosioN
22 Haziran 2006 at 16:35
Harika..tek kelimeyle..
iRoNcLaD
22 Haziran 2006 at 16:37
kritikte kimlerin emeği geçtiyse ellerine kollarına sağlık,diyorum…
Asterothe
22 Haziran 2006 at 16:56
Muhtesem bir muzik olayi ve ayni guzellikte anlatim.
Kacacak bir olay degilmis. Mumkunati olsa zaten orda olurdum.
daysleeper
22 Haziran 2006 at 19:48
‘İki gün sesimi alan konser.’ Gorcan abi’m biletimi almasa gidemezdim. Onsuz gitsem bu kadar eğlenemezdim…
pariah777
23 Haziran 2006 at 02:18
pek bir güzel yazmışsın gorcanabi benim içinde ilham verici bir geceydi.
ucancadi
23 Haziran 2006 at 02:42
okuduğum en etkili konser kritiklerinden biri. inan orda olduğumu hissettim okurken. eyvallah…
vocal
23 Haziran 2006 at 13:44
Kendimi oradaymış gibi hissettim. Teşekkürler dostum.
mille_petrozza
27 Haziran 2006 at 04:12
mukemmel yazmışsın…tek ekleyebileceim şey : öğlen saat 13 civarı oradaydım…sıcaktan denize bilem girdim kıyafetlerle….başıma guneş geçirme tehlikesi yaşadım…ama 8saat bekledim,ve deydi!!mukemmel bir konserdi…bazen gözlerimi kapttım ve tek yaptıım eşy uçtuumu hissetmek oldu..hayatımda geçirdiim ender anlardan bazılarını bu 3saatte yaşadım..gerçekten okdr beklemeye değen bir konserdi..gorcanabi kardeşimizde çok ii yazmış…saolasın