roportaj
Danishmendt ile [Fransadaki Metal Müzik hakkında] Röportaj!
Doomcore türünde aktifliğini, Ekim 2007 tarihinde çıkardıkları ‘Eaux-fortes’ isimli debut albümleriyle devam ettiren Fransa/Paris li grup Danishmendt in back vokal ve gitar pozisyonunda olan Guillaume ve diğer gitaristti Florent ile ülkelerinde icra edilen metal müziğin oluşumu; algılanışı; takip ed…

Doomcore türünde aktifliğini, Ekim 2007 tarihinde çıkardıkları ‘Eaux-fortes’ isimli debut albümleriyle devam ettiren Fransa/Paris li grup Danishmendt in back vokal ve gitar pozisyonunda olan Guillaume ve diğer gitaristti Florent ile ülkelerinde icra edilen metal müziğin oluşumu; algılanışı; takip edilişi; karşılaştığı problemleri hakkında ayrıntılı bir röportaj gerçekleştirdik. Grubu da tanıma fırsatına nail olacağınız bilgiyi de röportaj dâhiline kattığımız için nerde bu grubun biyografisi sorusunu sormadan röportajı okumaya girişelim!
Buyurun beyler ve bayanlar…
Eirenis: Öncelikle Röportaj teklifini kabul ettiğiniz için kendim ve MetalTR adına sizlere teşekkür etmek istiyorum. Ve gelelim Türk dinleyicilerinin-daha doğrusu benim- grup hakkında merak ettiğim sorulara.
Spacesinizde alternatif metal türünde sınıflandırılmışsınız; ama bana gönderdiğin dokümanda doomcore türünde dâhil olduğunuz yazıyor. Tür sınıflandırmalarına dâhil edilmemek tarafında mısınız? Bize müziğinizden biraz bahsedebilir misiniz?
Guillaume/Florent: öncelikle röportaj için teşekkürler. Fransa’da, Türkiye’den bazı yorumlar almak gerçekten müthiş. Kategori konusunda, şimdiye kadar istediğimiz yönde bizi tanımlayan bir etiketlenmeye dâhil edilemediğimiz doğru. Birtakım farklı etkileşimlerimiz söz konusudur: noise, doom, hardcore, black metal ve her Danishmendt üyesinin kendi müzikal zemini. İstediğimiz hem zihinsel hem de fiziksel yıkıma neden olacak karanlık, Heavy bir müzik üretmektir.
.jpg)
Eirenis: Sanırım konuya hızlı bir geçiş yaptım. Kendinden ve kadrodan bahsetmek ister misin? Grubun kurucu elemanlarından biri olarak, bizlere grup olarak bir araya gelme fikrinin nasıl geliştiğini anlatır mısın?
Guillaume/Florent: artık grubun bir parçası olmayan üç kişiyle başladığımız dönemden beriki mutlak gelişimin arkasında yatan genel fikirden burada bahsetmesem de olur. Mathieu [vokal] ve ben [Guillaume] müzikte aynı duyguları açığa vurduğumuzu hissettik ve bu doğrultuda tamamen yalnız kaldık!
Eirenis: Kadronuzda birkaç eleman [Florent, Julien ve Clément’in dâhil oluşu] değişikliğinin gerçekleşme nedeni nedir?
[önceki cevabın sonundan devam ederek]
Guillaume/Florent: ilk kadromuz dağıldığında, ben [Guillaume] ve Mathieu daha Heavy ve daha az Hardcore türünde bir müzik icra etmek istedik. Daha sonrasında Florent [gitar], Julien [bateri] ve bir yıl öncesinde Xavier [bassist] ile yer değiştiren Clément gruba dâhil oldu ve müzikal amaçlarımıza kesinlikle uyan bir sound yakalamayı başardık.
.jpg)
Eirenis: Bu yılın kış döneminde [22 Ekim] çıkmış olan ‘Eaux-Fortes’ debut albümünüzün parça isimlerinde/liriklerinde Fransızca; ayrıca ‘L’Homme est un animal qui a trahi…’ EP nizin liriklerinde İngilizceyi kullanmışsınız. Kendi ülkemde gördüğüm Türkçe sözlü liriğin, yapılan müziğin alt türleriyle[Black/death metal] bağdaşmaz önyargısını sizlerde kendi dilinizde ve ülkenizde yaşıyor musunuz?
Guillaume/Florent: evet, bizde Fransa’da sizin yaşadığınız sorunların benzerlerine sahibiz. Çoğu insan, özellikle extreme metal piyasasında İngilizce sözlü müzik dinleyerek yetişiyor. Bu yüzden Fransızca sözler işitmek natürel hissedilmiyor ve kendi dilimizi kullanmamız gerçekten boşa bir mücadele girişimi oluyor; çünkü dilimizle yazılmış liriklerin arkasına hiç bir şey saklayamıyoruz. Kişisel olarak söylemeliyim ki bize ait olmayan bir dil ile yeterli düzeyde söz yazmayı başaramıyoruz. Bu yüzden bu durum için eleştirilmeye devam edeceğimizden, gerçekten bunu umursamıyorum!
.jpg)
Eirenis: Bahsettiğimiz gibi bu ay dâhilinde debut albümünüz yayınlanacak. Fransa’da ne kadar bilindik bir grup olduğunuzu bilmiyorum; ama şayet underground bir topluluksanız albüm için anlaşmış olduğunuz şirketin, Architect Of Noise, yerel dağıtımda sizleri zor durumda bırakmayacağını söyleyebilir misiniz?
Guillaume/Florent: biz kesinlikle underground bir topluluğuz ve iyi dağıtımlı kayıtlarımızı sağlamak ve azda olsa gerçekleştirilebilinecek sahneler bulmak konusunda yardımcı olan yeni şirketimiz, Architect of Noise, gerçekten bu anlamları taşıyan underground bir marka. Konserlerimizi organize etmek ve kayıtlarımızı satmak için bu tür müziğe aşkla bağlı olan insanlara esasen güveniyoruz ve bunun var olmak için geçerli tek yol olduğunu da biliyoruz; çünkü medya, büyük konser yetkilileri ve büyük festivaller gerçekten yaptığımız müzik türüyle ilgilenmiyor.
Eirenis: Ülkeniz dışında bir dağıtım alanı var mı? Varsa hangi ülkeler buna dâhil?
Guillaume/Florent: şuan için yurtdışı dağıtımı bulunmamakta; fakat yurtdışından bazı insanlarla kaydımızın posta yoluyla dağıtımını kendi kataloglarındakine göre gerçekleştirmek için görüşmekteyiz. Tahminlerime göre; birkaç ay içerisinde Belçika, Almanya ya da İspanya gibi ülkelere kayıtlarımızı ulaştırabileceğiz. Ne yazık ki; Türkiye’de kimseyi tanımıyoruz. Kaydımıza ulaşmanın en basit yolu şirketimize yazmanızdır: architect_of_noise@yahoo.fr
Eirenis: Albümün çıkışından sonra Kasım/Aralık ayı dâhilinde Fransa’nın çeşitli bölgelerinde konserler vereceğinizi duyurmuşsunuz. Ülkeniz dışında [Avrupa ya da Amerika kıtalarında] düzenlemeyi düşündüğünüz turneler var mı?
Guillaume/Florent: özel yaşamımızdaki uğraşlarımıza bakınca, yurtdışında uzun turnelere devam etmek zor ve bunun yanı sıra pahalı bir durum. Güney Doğu Asya’da arkadaşlarımızla [Noxa, bir göz attın http://www.noxagrind.com gerçekten müthişler!] birlikte sahne teklifleri alıyoruz ve bunu bir gün gerçekleştirmeyi umuyoruz. Belçika, Almanya, İsviçre ya da İspanya gibi Fransa’ya yakın olan ülkelerde bir gün çalacağımızdan eminim; ama daha uzak bölgelerde bunu yapıp yapamayacağımızı bilemiyorum, umarım olur!
Eirenis: Kendi ülkemi taban alarak sormak istiyorum. Albüm yaparken türünüzü ve müziğinize kattıklarınızı, yapmayı istediklerinize mi yoksa kitlenin beklentilerine göre mi biçimlendiriyorsunuz? Para kazanmak uğruna, popüler akımın hiç benimsemediğiniz bir parçası olmanız gerekirse kabul eder misiniz?
Guillaume/Florent: biz kesinlikle müziğimizi popüler istekleri yerine getirmekle alakalı olan artistik durumlara göre düzenlemiyoruz. Ne olursa olsun, müzik dışında bir yaşam sağlamak gibi bir şansa sahip olmadığımızdan; neden canımızı sıkmak ve onaylamadığımız şeyleri yapalım ki? Aslında çoğu insanı müziğimizden def ettik, böylesi daha iyi! İşbirlikçilerden de nefret ediyoruz!
.jpg)
Eirenis: Müzik dışında ilgilenmeniz gerek alanlar var mı? Ne işle meşgulsünüz?
Guillaume/Florent: birimiz öğretmeniz, içimizde bir tane grafikçi, bir tane de istatistik uzmanı var ve biride hala iş aramakta. Ben [Guillaume] kitap endüstrisinde çalışıyorum. Çoğunluğumuz boş vakitlerinde grupla ilgileniyor.
Eirenis: Evet; şimdide isterseniz Fransa’ da ki metal müziğin oluşumuyla ilgili sorularıma geçelim.
Öncelikle ülkenizde bu müzik türünün başlamasına demirbaş diyebileceğiniz grubu/grupları öğrenebilir miyiz?
Guillaume/Florent: Fransa’daki ilk grup, metal müzikte uzun süre aktif olmuş olan ve azda olsa 70li yılların sonunda en büyük grup olan The Cheesy Telephone’ a karşı bir tepkisi olan Trust’ tu.
Trust en önemlisini başaran ve hala oldukça iyi bir satış sağlayan ikinci albümleri Répression’dan bir milyon kopya satan gruptur. Antisocia isimli şarkıları Fransız metal dinleyicileri için milli bir maaş niteliğindedir. Fransız Heavy metalin altın çağının ilk türü Killers, Nightmare ve Vulcain [Motorhead’in Fransız versiyonu tadında] gibi gruplar tarafından icra edilmiştir. 80li yılların ikinci yarısında yeni nesil gruplar görüldü, bunlar çoğunlukla death metal gruplarıydı: Loudblast, Massacra, No Return, Mercyless, Agressor ya da daha çok grindcore türüne yönelmiş Crusher gibi death metal gruplarıydı diyebiliriz.
Bu gruplardan bazıları Morrisound ya da başka büyük stüdyolarda kayıtlarını gerçekleştirdikten sonra epeyce tanınmışlardı. Onlardan bazıları bugünde eskiden olduğu gibi popülerliklerini korumaktadırlar.
90lı dönemin başlarında, Fransız metal arenasının, kaliteli şirketler ve profesyonel üretimler eksikliğinden dolayı geri çekildiği görüldü. Crossover [metal, punk, hardcore öğelerini bir araya getiren tür] ve Nu-metal türündeki gruplar [Lofofora, Silmarils, No One Is Innocent] daha fazla gelişmiş ve büyük plak firmaları tarafından birkaç yıl süresince destek görmüşlerdi. 90lı yıllar döneminde, metal müzikle endüstriyel müziği harmanlayan Treponem Pal ya da Hoax gibi gruplar dışında hakkıyla kendini konuşturan Heavy metal grupları mevcut değildi. 90lı yılların sonunda, Black metal arenası, Belef, Belenos, Gorgon gibi grupların yaptıkları işlerle yükselmeye başladı, ama bunun yanı sıra bazı Brutal death metal ve hardcore grupları da [Imperial Sodomy, Blockheads, Gurkkhas, Fate…] sürekli dinlenirlik niteliğini taşıyan materyaller üretmeye başladı. Ayrıca 90lı yıllarda aktif ve bir o kadar da ilginç bir türev olan “noisecore” metal arenasında Condense ya da Bastard gibi gruplarla kendine yer açıp biz, Time To Burn ve Overmars gibi hem metal müzik hem de gürültü etkili grupların, döşediği yolda ilerlemesine katkı sağladı. Bu dönemde piyasanın daha extreme bir dönüşümü olduğunu söyleyebiliriz. Misanthrope ile bazı gerçek Heavy metal albümlerinin istisna olduğunu söyleyebiliriz. Arena ne kadar fazla ilgi çekmeye eğilimli olsa da popülaritesi de o kadar düşüşe geçmeye eğilimliydi. Yavaş yavaş insanlar Fransız metal kayıtları satın aldılar. Gerçek birkaç şirket olan Osmose, Holy Records, Listenable, Season of Mist gibi dikkate değer bir şekilde işlerini yapanlar, sadece baki kalabilecek. Bu şirketler, daha sonraları referans sahibi olacak iyi gruplar keşfettiler. Buna en iyi örnek Amerika’da ünlü olmaya başlayan Gojira’dır. Diğer türlerde yükselen gruplar ise şöyle:
Teknik metal: Mistaken Elements, Kone, Korum
Death/Brutal Death: Trepalium, Kronos, Benighted, Zubrowska, Morgue
Black metal arenasında ise Dünya’nın her yerinde ünleri geçerli olan Blut Aus Nord ve Deathspell Omega yurtdışında ün kazanmış gruplar sayılabilirler; bunun yanı sıra bu türde ilginç olan diğer gruplar ise: : Drastus, Smohalla, Spektr, Mystic Forest, Balrog…
Fransız metal piyasası şuanda gerçekten sanatsal açıdan teşvik edici; ama Hell Fest gibi bir festivalin varlığına rağmen tanınma ve konser eksiliğinden dert yanmakta. Müzikal geçerlilikte geleceğimizi iyi bir seviyede görebiliyorum; ama Fransız grupları için tanınmanın daha kolay gerçekleşmesini umuyorum.
.jpg)
Eirenis: Ülkemdeki grupların yaşadıkları bir problemden yola çıkarak sormak istiyorum; katıldığınız konserlerde sizlerden daha çok bilindik olan grupların altında çıktığınız zamanlar sizin türlü haklarınızın görmezden gelindiği oldu mu? Yapılan müziğin öneminin değil de getirinin daha fazla olduğu gruplarla karşılaştırılıp haksızlığa hiç uğradınız mı? Bu durumu normal karşılıyor musunuz?
Guillaume/Florent: bunu söylemek istemezdim; ama daha bilindik gruplarla sahne alırken daha fazla insanın önünde en son olarak yer alıyoruz ve bu bize bir nebze daha fazla ödeme sağlıyor. Ama büyük gruplarla sahne alabilmek için küçük gruplardan bir miktar ödeme isteyen girişimcilerde bulunmakta. Bu her zaman karşı olduğumuz ve her zaman yapılan bir durum olacak. Uluslar arası büyük işler adına yapılan birkaç sahne açabilmek için kendi gruplarını oluşturmakta fazlasıyla ödeme gerçekleştiren birkaç şirket biliyorum. Mesela şöyle bir turne dâhili diyalog düşünün: ‘selam çocuklar, turneye yaptığınız ödeme için teşekkürler; logonuzu devasa turne otobüsümüze akdedebiliriz.’
Bu bende işe yaramaz!
Beslenme, barınma ve düzgün teknik koşullar bize sağlandıkça büyük gruplarla çalıştığımızda onlarla karşılaştırılmamız bizim için bir problem yaratmıyor. Bu tür bir işletmenin bir parçası olmadan çalmaya devam etmek için organize olabileceğimizi umuyoruz.
Eirenis: Fransa’da daha çok hangi alt türlerin kitlesi yoğun ve gruplar, hangi tür ağırlıklı müzik yapıyor?
Guillaume/Florent: hımmm… Önceden de söylediğim gibi, birkaç yılla değin nu-metal bu müzikteki en büyük trentti ve bu stile sahip yüzlerce grup vardı. Bu daha sonrasında biraz değişti. Bugün ise; “screamo” [emo ve hardcore punk öğelerin barındırıldığı tür] ve “emo” grupları yoğunlukta. Her ne kadar Amanda Woodward gibi bu tür dâhilinde onayladığımız gruplar olsa da türün büyük fanlarından değiliz.
Ayrıca Killswitch Engage ve onlara benzer gruplar sayesinde hardcore gruplarının sayısında da bir gelişme olduğunu düşünüyorum.
Yurtdışında bilindik olsalar da ne yazık ki underground topluluklar olarak hatırladığım ve sevdiğim birkaç geleneksel deneysel dark metal grupları da var: Deathspell Omega, Overmars, Blut Aus Nord, Dirge, Kill The Thrill, Xnoybis… İşte bunlar benim favorilerim!
.jpg)
Eirenis: Fransa’da metal müzik, popüler müziğin altında eziliyor mu? Albüm çıkartmanız veyahut konser/turnelere katılmanız talep azlığından dolayı engellerle karşılaşıyor mu? Ülkeniz, Metal müziği hangi derecede takip ediyor?
Guillaume/Florent: Fransa’nın Heavy metal bir ülke olduğunu hatta daha da ileri giderek bir rock’n roll ülkesi olduğunu bile kesinlikle düşünmüyorum. Ülkemizi, Almanya’daki durumla karşılaştırdığımda gerçekten çılgına dönüyorum. Orada çalmak için çok daha fazla mekân ve bu mekânlara konserleri izlemeye gelen çok daha fazla insan var. Örneğin, çok büyük fanı olduğum ve Fransa’da talep yetersizliğinden dolayı asla çalmayacak olan Crowbar, Almanya’da daha fazla sahne almayı, Fransa’da büyük bir sahnede bir defalığına çıkmaya tercih ediyor. Fransız bir underground grup için turnede yer almanın ne kadar zor bir durum olduğunu böylece tahmin edebiliyorsunuzdur!
Fransa’daki tüm bağımsız konser kulüpleri kapatılmaya eğilimli mekânlardır ve buralardan güç bela bir şeyler duyabilirsin; ama bunlar, radyoda işittiğin saçma R’n’B [Rhythm&Blues] ya da uygunsuz Fransız Şarkıları’dır.
Eirenis: Fransa’da müziğin içine politik önyargılar giriyor mu? Demek istediğim; ülkeler arasındaki ilişkiler, konser ve turne gerçekleştirilecek ülkelerin seçiminde rol oynuyor mu?
Guillaume/Florent: birkaç yıl öncesinde Pantera, 9/11 [11 Eylül vakası] den sonra Fransa’daki sahnelerini iptal etmişti; çünkü bazı zamanlar ileri bir Arap ülkesi olarak görülen Fransa’nın onları hoş karşılamayacağını düşündüler. Onların yanlış olduğunu düşünüyorum. Buna benzer Fransa’yla ilgili başka bir durum bilmiyorum. Avrupa’da herhangi bir ülkede sahne almakta bir problem yaşamıyorum, az ya da çok aynı berbat gerici hükümetler her yerde mevcut ve bunun konserlerimize gelen insanlarla bir ilişkisi olduğunu sanmıyorum. Gerçi şuanda düşününce söyleyebilirim ki Burma’da çalmaktan hoşlanmamıştım.
.jpg)
Eirenis: Ülkemde metal müziğin, underground kalması; reklâmlaşmaması gerektiği düşünülüyor. Fransa’daki kitlenin bu tür bir önyargısı var mı?
Guillaume/Florent: bu hileli bir soru. Extreme arenasının bir tarafı gerçekten bizim underground kalmamız ve bir başkası ise bazı zamanlar “aşırı profesyonel” olmamız gerektiğini düşünüyor. Gene de çok fazla ün kazanmış grup bulunmuyor. Bugünkü en ünlü Fransız gruplarından bir tanesi, Morbid Angel ve Strapping Young Lad etkili death metal icra eden Gojira’dır. Gerçekten de çok iyiler! Ama diğer grupların çok sayıdaki materyallerini satabilmeleri için medyada yeterli yerin olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden underground toplulukların var olmak için organize olmaları ve sonrasında benim düşündüğüm yönde iyi müzik üretmek koşuluyla gelişimlerini sağlamaları gerekir. Bu piyasanın yeni insanların ilgisini çeken ve onları bünyesine katan büyük gruplara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum, aynı on kişinin önünde sürekli sahne almak her zaman eğlenceli olmuyor, maalesef!
Eirenis: Türkiye’de bazı dönemler yaşanan satanizm dramlarından metal müzik sorumlu tutuldu. Fransa’ da bu tür bir bilinçsizlikle karşılaşılan dönemler hiç oldu mu?
Guillaume/Florent: bildiğim kadarıyla, extreme black metal gruplarıyla bağlantılı ırkçı saldırılarının ya da cinayetlerin gerçekleştiği hiç olmadı. Ama birtakım Nazi black metal gruplarının olduğu doğru.
Metal müzik kitlesinin imajı biraz kötü: birçok insan için bu müzik tehlikeli bir tür ve bazı TV programları için de zaman zaman gülünç. Onlar her şeyi sansasyonel haberlerle karıştırıp bizlere sunuyor: sadomasochism, gotik kültürü, satanizm, Nazizm, uyuşturucu kullanımı… Bu tamamen gülünç bir durum; ama bunun müzik hakkında hiçbir şey bilmeyen ve Slipknot ya da Marylin Manson dinleyerek bu türe başlayan çocukların aileleri için fazlasıyla olumsuz etki yaratması normal.
Fransa’daki en büyük festival Hellfest’tir. Diğer tüm büyük festivallerden farklılar, yerel yetkililerden ve mekândan büyük miktarda nakit sağlayan orta görüşlü berbat müzisyenler ile gerçekleşen festivaller süresince kitleden hiçbir para elde etmiyorlar. İyi tanınmış popüler müzisyenlerin dâhil olduğu festivalleri corpse-paintedli acayip kimseli festivallere karşı desteklemek, politik açıdan daha karlı bir durum!
Eirenis: Hoşgörünüz ve ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederim. Debut albümünüzü şimdiden kutlar ve sizleri Türkiye’de de görmek isteriz. Ayrıca son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Guillaume/Florent: teşekkürler Eirenis! MetalTR ailesine bol şans diliyoruz. Bir kelime dahi Türkçe bilmediğimden dolayı utanıyorum :] ülkenizde çok sayıda iyi grubun olduğuna eminim; ama onlar hakkında hiçbir bilgi bize ulaşmıyor! Sert kal!
roportaj
Niklas Kvarforth video röportajı
Shining’in kurucusu Niklas Kvarforth’un Prozac artık Yetmediğinde adlı kitabına dair video röportaj yayınlandı!
Video Röportaj haberin devamında!

Shining’in kurucusu Niklas Kvarforth’un Prozac artık Yetmediğinde adlı kitabına dair video röportaj yayınlandı!
Video Röportaj haberin devamında!
roportaj
Papa Roachtan Jacoby ile Röportaj
Yeni albümün kayıtları sırasında yaşadıklarını Jacoby Shaddix James Micheal’a anlatıyor. Bakın nelerden bahsediyor;
“Kayıtlar sırasında beni intiharın eşiğine götüren bir dönem vardı. Bitmiştim. Artık bunu yapamayacağımı, bu acıya katlanamayacağımı söylüyordum kendime. Çok yalnız, kırgın ve y…

Yeni albümün kayıtları sırasında yaşadıklarını Jacoby Shaddix James Micheal’a anlatıyor. Bakın nelerden bahsediyor;
“Kayıtlar sırasında beni intiharın eşiğine götüren bir dönem vardı. Bitmiştim. Artık bunu yapamayacağımı, bu acıya katlanamayacağımı söylüyordum kendime. Çok yalnız, kırgın ve yorgun hissediyordum. Hayatımda çalıştığım her şey için bunları hissediyordum. Ve kendi kendime babam gibi olmayacağıma söz verdiğim şeylere baktım. O sarhoş gibiydim – ki o ailesini dağıtmıştı-. Ben de… Asla yapmayacağımı söylediğim her şeyi yapmış gibi, öylece oturuyordum.”
roportaj
Manowar Yeni Albümüyle İlgili Sorulara Cevap Verdi!
MANOWAR üyeleri, yaz aylarında çıkarmayı umdukları yeni albümleri üzerinde çalışmak üzere stüdyoya girdiler. Ünlü grup, kayıtlara biraz ara vererek kendilerine yöneltilen hayran sorularına cevaplar verdiler.
Röportajın devamını okumak için devamına tıklayın…

MANOWAR üyeleri, yaz aylarında çıkarmayı umdukları yeni albümleri üzerinde çalışmak üzere stüdyoya girdiler. Ünlü grup, kayıtlara biraz ara vererek kendilerine yöneltilen hayran sorularına cevaplar verdiler.
Entertainment9 yıl agoThe final 6 ‘Game of Thrones’ episodes might feel like a full season
Entertainment9 yıl agoThe old and New Edition cast comes together to perform
Entertainment9 yıl agoDisney’s live-action Aladdin finally finds its stars
Entertainment9 yıl agoMod turns ‘Counter-Strike’ into a ‘Tekken’ clone with fighting chickens
Entertainment9 yıl ago10 Artists who retired from music and made a comeback
- biyografi21 yıl ago
Karanlığın Biyografisi: BURZUM
Entertainment9 yıl ago‘Better Call Saul’ has been renewed for a fourth season
- biyografi21 yıl ago
Ölü Gelinim: MY DYING BRIDE




GlooM
30 Kasım 2007 at 09:35
Muhteşem bir roportaj olmuş, teşekkürler 😉
belzebul
30 Kasım 2007 at 14:18
Sorulara tüm samimiyetiyle cevap vermiş, brova valla.. Büyük bir keyif aldım doğrusu röportajı okurken. Emeğine sağlık diyorum.. Teşekkürler..
KopuK
1 Aralık 2007 at 13:51
Çok güzel bir röp oLmuş Elemanda Fransa Metali başlı başına özetlemiş.. Ayrıca Underground Kalma cabasındaki Gruplar içinde ilginc. Sözlerde Söylemiş Mesela Sahneye cıktığınızda 10 kişiye herzaman calmak hoş olmuyor gibi.. Buda yeni bişiler üretmek yeni konserler vermek için Reklamın herzaman dozunu kacırmadıkca önemli olduğunun bir göstergesi olduğunu kısaca anlatmış..
bİde Grubun çok üzüldü Turne hayallerini gercekleştirememek.. Buda az tanınmak ve Grubun gidecekleri ülkelerde para kazanamamak ve paralarını harcamak korkusuda var elbbette.. acıkcası bircok dile getirelemeyen sorulara ışık olmuş röp tebrikler tekrardan.. zevkle sonuna kadar okudum..
opeth_orchid
1 Aralık 2007 at 17:26
Yorumlar için sağolun!
opeth_orchid
6 Aralık 2007 at 23:20
Grup debut albümlerinde bir örnek gönderecek:)
allbyrock
8 Aralık 2007 at 16:37
gurubun ismine ve albüm kapağına dikkat eden oldumu hiç.keşke röportajı yapan arkadaş danişment isminin danişmentlilerle bi bağı olup olmadığını sorsaydı.